ABD ile Çin arasında sıkışan Avrupa yönünü arıyor

İngiltere’nin eski Başbakanı Gordon Brown, Avrupa’daki yönetimleri endişelendirmeye başlayan bir konu olan ABD ve Çin arasındaki artan rekabeti eylül ayında Dünya Ticaret Örgütü’nün düzenlediği bir etkinlikte yüksek sesle dile getirdi.

Brown, Çin ve ABD arasındaki rekabetin iki düşman güçten oluşan bir dünyanın oluşumuna yol açabileceği senaryosuna yönelik olarak, “Avrupa, ABD ve Çin arasında sıkışıp kalmak, Çin’in kolonisi ya da Amerikan kolonisi olmak istemiyor” dedi.

İngiltere’de başbakanlık görevini bıraktıktan sonra küresel konularda Birleşmiş Milletler’de üst düzeyde görevler üstlenen Brown, “Avrupa her zaman güvenliğinin bağlı olduğu ABD’yi seçecek olsa bile, can damarının ABD için olandan çok daha fazla bir şekilde ticaret olduğunu da biliyor” dedi.

MARAKEŞ’TEKİ TOPLANTININ ANA KONULARINDAN BİRİ

“Jeo-ekonomik parçalanma” olarak bilinen ve küresel ekonomiyi birbirine bağlayan kuralların ve bağların parçalanması sadece birkaç yıl önce imkansız görünürken, şu anda Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) önümüzdeki hafta Fas’ın Marakeş kentinde düzenleyeceği yıllık toplantının ana konularından biri.

Bu durum refahı her zaman ticarete dayalı olan Avrupa ülkelerini tüm ülkelerden daha fazla zorluyor.

AB DÜNYA DIŞ TİCARETİNİN YÜZDE 16’SINI OLUŞTURUYOR

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülke dünya genelindeki ithalat ve ihracatın yüzde 16’sını yaparak dünyanın en büyük ticaret bloğunu oluşturuyor. Bu durum AB üyelerini kritik ham maddelerden kan plazmasına kadar başka ülkelerden gelen mallara son derece bağımlı kılıyor.

Ancak AB hükümetleri Çin’in küresel ticaret sistemine girişi de dahil olmak üzere yirmi yıllık hızlı küreselleşme nedeniyle zorluk yaşayanların oylarını alan popülist rakiplerine karşı koymaya çalışırken gümrük vergileri ve diğer ticaret kısıtlamaları artıyor.

ABD ve AB, Çin’e karşı tutumlarını sertleştirirken, küresel ticaret kurallarının adil bir şekilde uygulanması gerektiğini vurguluyor. Fakat Washington’un şimdiden bu kuralların ne kadar esnetilebileceğini test ettiği gözlemleniyor.

Biden yönetimine danışmanlık yapan ticaret uzmanı Brad Setser geçen ay Brüksel’de yaptığı açıklamada “Avrupa’nın, diğer iki büyük gücün Dünya Ticaret Örgütü ilkelerine pek de bağlı olmadığı bir dünyada bu ilkelere bağlı kalmaya çalışması, ABD ile iş birliği fırsatlarını sınırlıyor” dedi.

ANLAŞMAYA VARILMASI KOLAY OLMAYACAK

ABD’de 2020 yılında Joe Biden başkan seçildiğinde Avrupa’daki çoğu hükümet rahat bir nefes almıştı. Ancak şimdi ABD’nin serbest ticaret konusundaki anlaşmasının çoktan ortadan kalktığını ve 2024’teki ABD seçimlerinden önce uyum sağlamaları gerektiğini kabul ediyorlar.

AB maliye bakanlarına geçen ay sunulan “Avrupa’nın Ekonomik Güvensizliğiyle Mücadele” başlıklı belgede “(Avrupalı) şirketlerin ABD’nin kendilerini Çin’den ayrılmaya zorladığı senaryolara hazırlıklı olmaları gerekiyor” uyarısında bulunuldu.

Çin’e yönelik bu tarz agresif yaptırım, ABD’nin mevcut politikası olmasa da, Reuters tarafından görülen AB belgesine göre AB “jeopolitik rekabet ve büyük güç rekabeti dünyasına kötü bir şekilde hazırlandı.”

AB ülkelerinin liderleri bu hafta İspanya’da bir araya gelerek bölgenin kırılganlıklarına yönelik çözüm üretecek ekonomik güvenlik planının taslağını oluşturmaya başlayacaklar ve yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varmayı hedefliyorlar.

Fakat söz konusu anlaşmaya varılması kolay olmayacak.

MİLYARLARCA EURO, ÇİN’İN ÖFKESİ…

Bir yandan ülkeler hangi teknolojilerin daha güçlü ihracat kontrollerine tabi tutulması ve dış yatırımların taranması gerektiği konusunda anlaşmaya varmaları gerekirken, bazı durumlarda güvenlik çıkarlarının ulusal ticari faydalardan ağır basması gerekiyor.

Öte yandan AB hükümetleri, yerel sanayinin henüz onaylanmamış stratejik teknolojilerde gelişmesine yardımcı olmak için milyarlarca Euro para ayırmak zorunda kalabilir, bunu da Çin’in öfkesine yol açabileceğini bilerek yapacaklar.

Beijing merkezli Center for China and Globalization adlı düşünce kuruluşunun başkanı Wang Huiyao, Avrupa’nın politikasını belirlerken Çin ile uzun yıllara dayanan kültürel bağlarını ve ticari çıkarlarını göz önünde bulundurması gerektiğini belirtti.

Wang, “AB elbette, Çin’e ABD’den farklı yaklaşmalı” dedi ve insan hakları ve ideoloji konularındaki anlaşmazlıklar üzerinde çalışılabileceğini öne sürdü.

Fakat en nihayetinde realist politika Avrupa’nın işini zorlaştırabilir.

IMF’nin bu yıl yaptığı bir analizde, küresel ekonominin ABD merkezli ve Çin odaklı eksenlere ayrılması hâlinde Avrupa’nın her ikisine de açık kalarak en iyi sonucu alacağı sonucuna varıldı ancak “böyle bir yaklaşımın, ABD ile arasında engel oluşması olasılığını ciddi ölçüde artırması halinde ağır maliyetlerle karşı karşıya kalabileceğine” de dikkat çekildi.

Berlin’in Çin stratejisini hazırlayan Alman yetkili Petra Sigmund, Avrupa ve Washington’un Çin konusunda her zaman aynı görüşte olmadıklarını ancak Biden yönetiminin “bu sorunu çözmek için oldukça istekli olduğunu” söyledi.

Sigmund “ABD’deki seçimlerden sonra bunun devam etmesini umuyoruz” dedi. (REUTERS)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x